Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
shopify stats
Türbanlı Komünistler (!) yeni bir dönemin habercisi mi?
İSLAM
2019-06-17 22:35

Türbanlı Komünistler (!) yeni bir dönemin habercisi mi?

"Türbanlı Komünistler" yeni bir dönemin habercisi mi

Ülkemizde hangi görüşte olursa olsun, bazı yapılar, cemaatler, kimi mücadeleler, “olduğu gibi” yansıtılmıyor.

Ülkemizde hangi görüşte olursa olsun, bazı yapılar, cemaatler, kimi mücadeleler, “olduğu gibi”yansıtılmıyor. Artısıyla eksisiyle, doğrusuyla yanlışıyla olduğu gibi görmenin dışında “resmi bakış açı, ideolojik göz, düşmanca bakış veya ön yargılarla” tanıyoruz/tanımlıyoruz karşımızda gördüklerimizi. “Övmek” ya da “yermek” amacıyla değil de, “hikayesi nedir, ne amaçla bazı kişiler bir araya gelip nasıl bir hedef edinmişler, gelişmelerini ve büyümelerini sağlayan iç/dış dinamikler nedir, varsa başarıları bunu nasıl sağlamışlar?” gibi unsurları hesap ederek öğrenmek, aslında “toplumun birbirini tanımasını” sağlayan bir öğrenmedir.

Ben “tanıdığım-bildiğim” kadarıyla, yansız ele almaya, hedef göstermeden, aşağılamadan, önüne ardına “olumsuz sıfat” eklemeden, “negatif üslub”kullanmadan, “olduğu gibi” neyse yansıtmaya ve analiz etmeye çalışırım yazdığım konuları. Sözgelimi İhlascıları birkaç yazıda ele alırken, “duyduklarımızın ötesinde”, onlar gerçekte kimdir, 70’li yıllarda küçük bir cemaatken daha sonra nasıl holdingleştiler, nasıl büyüdüler, başarı hikayeleri nedir, doğruları ve yanlışlarıyla kabiliyetim oranında aktarmaya çalıştım.

İhlascıları konu edinirken, Enver Ören’in şahsi hayatındaki başarılarını, ya da cemaatin kurucusu Hüseyin Hilmi Işık’ın mesleki başarılarını görmemezliğe gelemezdim. Aynı şekilde 70’li yıllardaki gazetelerinde Erbakan’ı ve Necip Fazıl Kısakürek’i kumar masasında gösteren karikatürünü yayınladıklarından bahsetmemezlik yapamazdım. Açıkçası sonuçta bizim ülkemizde var olan bir yapının “tarihini” aktarmak, güncel olaylarla bağ kurarak analiz yapmaktır benim amacım.

ÖVMEK YA DA GÖMMEK ZORUNDA DEĞİLİZ

Dolayısıyla, Hüseyin Hilmi Işık’ın ve damadı Enver Ören’in hayat hikayelerini yansıtırken, onları “göklere çıkaran bir övme” değil, olan “bir gerçeği”yansıtmaktır. Ya da Ti Ci Ar Ti dönemindeki TGRT’de olanları, sanatçılarla Enver Ören’in çok içli dışlı olması, İhlas Finans’ın mağdur ettiği binlerce insanların oluşu da, onları “gömme, yerme, kötü gösterme” değil, “yaşanılan gerçeklerden”bahsetmektir.

Enver Ören’in hayat hikayesini anlatırken, İhlas grubundan çok kişi, “Siz galiba Enver abiyle birlikte bulunmuşsunuz, çok yakından anlatmışsınız” diye mail atmıştı. Hatta birkaç abi konumundakiler ve bazı yazarları, “Biz bile Enver abiyi bu kadar bilmezdik, bildiklerimizi de böyle anlatamazdık. Siz bizden biriymişsiniz gibi anlatıyorsunuz, geçmişte bizde hiç çalıştınız mı?” diye sormuşlardı. Ve tabii ki, TGRT’nin o dönemleri, sanatçılar meselesi, İhlas Finans krizi ve mağdurları konusunda da, “Olay göründüğü gibi değil ama kötü niyetli değilsiniz” diyorlardı.

Sadece İhlascılar değil, bu zamana kadar Nurcular konusunda da defalarca benzer şekilde yazılar yazdım. Doğrusu Nurcular konusunda daha bilgi sahibiyim, sanırım tarihlerini iyi bilenlerden biriyim. Zaman zaman da bu köşede Nurcuların tarihini ele aldım. “Nurcuların Bölünme Tarihi” diye bir kitap çalışması bile yapmaktayım. Gelen mesajlardan anladığım kadarıyla Nurcular “hakkaniyetli ve Nurculuğu iyi bilen bir yazar olarak” görüyorlar. Hatta Nurcuların sitesi RisaleHaber, birkaç yazımı alıntıladı.

Milli Görüş, Ak Parti ve genel anlamda cemaatler ve tarikatların da dahil olduğu Muhafazakar kesimi “olduğu gibi” analiz etmeye ve “doğruları” yansıtmaya çalışırken, güncel konuları ele almam, “hassasiyetlerini, reflekslerini gözardı etmemem” ve bazen olayları hikayeleştirmem yazıları ilginç hale getiriyor. O kesim yazdıklarımın doğruluğunu bildikleri için, yeni yazılarımı daha sıklıkla beklediklerini ifade ediyorlar.

Tabii çok merak ettikleri sorular var. “Bunca şeyi nasıl biliyorsun?” en başta gelen soru olsa gerek. Aynı ülkede yaşıyoruz ve hangi görüşten olursak olalım, birbirimizi az çok tanıyoruz. Yazdıklarımın çoğu aslında bilinmeyen şeyler değil, herkes kendi tarafına baktığı için, diğer tarafı pek bilmiyor.

Yazılarımın arka planında yoğun okumalar, araştırmalar, duyumları kontrol etmeler, teyit ettirmeler olduğunu belirtmem lazım. Çok kitap okurum ve bir konu hakkında detaylı araştırmalar yaparım, “tarihin, şahısların, olayların doğru olmasına” dikkat ettikten sonra güncel bağlantılar kurarım. Mesela geçmişte beş yazı boyunca Haşhaşilerin Bilinmeyen Tarihi’ni ele almıştım ve neredeyse bütün gazeteler, siteler yazıları almış, bazıları resimleyerek yayınlamıştı.

BİRBİRİNİ ARAYAN GİZLİ KOMÜNİST PARTİLİLER

Söz gelimi Türkiye’deki Komünistlerin Tarihi’ni ele alıyorum şu sıralar. Ülkemizdeki TKP’nin macerası hayli ilginçtir. 1920, 1930 1940’larda hem rejimin, hem halkın komünistleri en azılı düşman gördüğü ve dışladığı TKP’liler, bu “dışlanmaya, hapse atılmaya, Sansaryan Han’da gördükleri işkencelere”rağmen, Nazım Hikmet’in şiirlerini gizli gizli okumayı, teksirlerle çoğaltmayı, edebiyat dergileri çıkarmayı, bazılarının “gizli TKP’yi ve yöneticilerini aramayı”en büyük eylem görmesi, “birbirinden habersiz komünistlerin birbirini bulmaya çalışması”, halkla bütünleşememeleri, hatta “halkla uyumsuz hallerine rağmen halk için bir ideale sahip olmaları” bugün yazıldığı veya anlatıldığı zaman çok enteresan gelir bize.

1920-50 arası komünistlerin, gizli Komünist Partililerin şiddet eylemi yoktu, “düşünsel faaliyetleri” vardı. Buna rağmen Mustafa Suphi, Sabahattin Ali gibileri öldürüldü, Şefik Hüsnü, Doktor Hikmet Kıvılcım, Reşat Fuat, Suat Derviş, Mihri Belli, Hasan Ali Ediz, Zeki Baştımar, Laz Dede Ahmet, Laz İsmail, Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibiler hapse atıldı. Sadece ünlü isimler yoktu. Tersanede işçi, ayakkabıcı, öğrenci olanlar da vardı. Tabii ki her birinin zaafları da söz konusuydu ve “inandıklarıyla yaşadıkları hayat arasındaki uçurumlar ve çelişkiler” de onları o dönemde çok etkiliyordu.

Çok iyi bir komünist diye bilinen feleğin çemberinden geçmiş, işkencelerde kimseyi ele vermemiş adamın karısı abdestli namazlıydı mesela. İki kez okuduğum ve hala da okuyacağım Vedat Türkali’nin iki ciltlik Güven romanındaki gizli TKP’nin önemli isimlerinden Rahmi Usta’sı gibi, kendisi “dine mesafeli”olmasına rağmen karısının en ufak bir hastalık için hocalara gitmesine, “yaşın elli oldu, artık namaz kıl” diye rica etmesine, “namaz kılmıyorsun bari hiç olmazsa gusül abdesti al” diye ısrarcı olmasına tahammül etmek zorunda kalan komünist de vardı, sayısı az da olsa “namazını bırakmayan komünist” de. Sovyetler’den Komintern’in Desantralizyon kararıyla TKP’lilere gelen “Halkla uyum içinde olun, inançlarını dikkate alın” uyarılarına, “Ulan ne yapalım, bu halkla uyum sağlayacağız diye teravih namazına mı gidelim” diye isyan edenler de vardı.

Sadrettin Celal, Komintern’in Dördüncü Kongresi’nde “Parti o kadar gizli çalışıyor ki, halk bilmiyor ama polis biliyor,” diyerek herkesi güldürmüştü.

MAHİR ÇAYAN’A AŞIK KIZLAR

TKP’lilerin o zor yıllardaki mücadelesi, edebiyata katkıları, daha sonraki süreçte 70’li yıllardaki devrimcilerin yaşadıkları doğrusuyla yanlışıyla Türkiye’nin bir başka hikayesi. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Ulaş Bardakçı vs. gibi devrimciler ne yapmak istiyorlardı, amaçları neydi yaşadıkları ne oldu, daha sonraki süreçte de devrimciler neden çok fraksiyonlara/partilere ayrıldılar hepsi ilginç konular. Bütün bunları ele alırken Mahir Çayan için, “O kadar yakışıklıydı ki, kızlar ona aşık olduğu için devrimci oluyordu” söylencelerini de es geçmemek lazım.

Hatta 70’li yıllarda Yılmaz Güney’in haricinde, o “renkli, hala özlemle izlenen neşeli Yeşilçam filmlerindeki” sol havayı, “komünist” yazar Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı adlı romanları ve hala izlenen filmleri, Odatv yazarlarından Barış Zeren’in dayısı oyuncu İhsan Yüce’nin aynı zamanda Kibar Feyzo, Çarıklı Milyoner, Sosyete Şaban gibi unutulmaz Kemal Sunal filmlerinin senaristi olduğunu, o filmlerde “faşizm, ağa, 141-142, sendika” gibi “subliminal mesajlar”verdiği, Yeşilçam’ın o dönemdeki herkesi, özellikle de gençleri etkileyen sol havanın neden daha sonra topluma yansıtılamadığı gibi konulara değinerek, irdeleyerek bugüne gelmek gerek. Bugünkü komünistlerde Ekim Devrimi ne anlama geliyor, yakınlarda okuduğum Kemal Okuyan’ın yazdığı “Stalin’i Anlamak” kitabında konu edildiği gibi Stalin anlaşılabiliyor mu gibi meselelere de girilebilir ayrıca.

Yeşilçam denilince, Yeşilçam’ın asıl güçlülerinin, usta yönetmenlerin, bazı firma sahiplerinin ve kimi ünlü oyuncuların sanıldığı gibi solcu değil, Turancı oldukları da ayrı bir yazı konusu mesela. Bir zamanlar Osman F. Seden’le bir görüşmemiz olmuştu. Söyledikleri karşısında hayli şaşırmıştım. Pek çok Ayhan Işık, Zeki Müren, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Kadir İnanır, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfurve Kemal Sunal filmlerinin yapımcısı, aynı zamanda bazı filmlerde kendisi de oynayan Osman Seden, “Bize yıllarca faşist, kafatasçı, ırkçı diyorlardı ama bak bize öyle diyenler kayboldu, piyasada hala biz varız” demişti 1996 yılında. Meğer Orhun, Orkun gibi dergileri okuyan, Nihal Atsız hayranı bir Turancıymış.

İSLAMCI YAYINEVLERİ BİLE SABAHATTİN ALİ BASIYOR

Komünist diye öldürülen Sabahattin Ali, oldukça uzun yıllar unutturulduktan sonra, Yapı Kredi Yayınları’nın ve Sevengül Sönmez’in özenle projelendirmesi sonucu kitapları en çok okunan bestseller yazar oldu ve kitap satışları milyonları aştı. Telifi kalkınca da İslamcı yayınevleri de dahil olmak üzere neredeyse kitaplarını yayınlamayan yayınevi kalmadı. Solcusu da, sağcısı da, İslamcısı da Sabahattin Ali’nin kitaplarını okuyor bugün.

Geçmişteki sivrilikler, önyargılar nispeten azalıyor sanki. TKP 31 Mart seçimlerinde “türbanlı bir kadını” bir ilçede belediye başkanı adayı yaptı. O türbanlı kadını elbette “türbanlı adayımız olsun” diye değil, gerçek bir komünist olduğu için aday yaptılar. “Ben komünistim türbanımı çıkarmam gerek” diye düşünmemiş kadın. TKP de demek ki, komünistle türbanı karşıt değerlendirmemiş.

Daha da ötesi, farklı fraksiyondaki komünistlerde de türbanlı genç kızlar gördüm. Bir süre önce yazmış olduğum “Açılan kapalılar çoğalıyor” yazımda belirttiğim gibi, nasıl son zamanlarda “Ak Parti’den vazgeçmedikleri halde, kapanmaktan vazgeçip açılan kızlar” varsa, yine son zamanlarda “Türbanlıyım ama komünistim” veya “Türbanlıyım ama CHP’liyim” diyen kızlar da var ve çoğalıyor. Türkiye’de belki farkına varılmayan ilginç bir değişim yaşanmakta.

Hangi görüşten olursa olsun Türkiye’de yaşayan insanların, grupların, partilerin, yazarların, sanatçıların birbirlerini “farklılıklarını koruyarak” ama “savaşmadan, dayatmadan, ötekileştirmeden” hakkaniyetli bir şekilde tanıması, hatta tanışması lazım.

Kimbilir belki de böyle bir döneme girmek üzereyizdir.

asiyeguldogan@hotmail.com

twitter: @ AsiyeGuldogan

Asiye Güldoğan

Odatv.com


Bu haber 551 kez okundu.

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
                                                   1 + 8 = ?

HAVA DURUMU

ANKARA

SON YORUMLAR

ANKETLER

Avusturya hükümetini ne kadar başarılı buluyorsunuz?

 

Pusula Gazetesi Haber Portalı © 2005 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

Web Mail